Carmencita……

Tango her zaman günümüzdeki kadar olgun ve elit bir salon dansı olmadı…

Her çocuğun doğru şekilde yürümeyi öğrenebilmesi için emeklediği bir dönem olur. Tango’nun emekleme dönemi geçtiğimiz yüzyılın başları olarak düşünülebilir.

Erkek temelli, maço, kuvvetli,hırçın vs. vs. duygularla yoğrulmuştu bu dönemde. Belki de bu sertliği yumuşatacak bir unsur zamanla girecekti bu çocuğun hayatına. Kadın….

20.yy. ‘ın başında yukarıda da belirttiğim gibi Tango bu kadar elit ve toplumun her kesimine hitap eden bir dans değildi. Ta ki Avrupa’ya gelerek burada salon kültürünü üzerine giymesi ile çok daha fazla insana hitap edene kadar. Hep okuduğumuz kitaplarda ya da yayınlarda Tango’nun nerede başladığının, erkek-kadın ilişkilerinin, toplumsal ilişkilerin işlendiğini görüyoruz. Bu konuda yazılmış kitaplar ders kitapları gibi. Tarih kitabı okur gibi hissetsem de bu kitapları, kitaplardaki isimlerini okuduğum kimseleri içselleştiremiyorum belki ama yaptıkları dansı yapıyor, dans ettikleri müzikleri Dj’ lik yaptığım milongalarda çalıyorum.

Çok yakın bir dostum bana yazışmalarımızın birinde bahsettiğim isimlerin çoğunu Tango yapmasına rağmen bilmediğini söylemişti. Bunun üzerine dikkatim bu yöne kaydı. Yazıştığımız ve benim hararetle kendisine bahsettiğim isimlerden en önemlisi tam bir yüzyıl yaşamış ve Tango’yu gönlüyle yaşamış bir Tanguera idi. Carmencita Calderon. Benim okuduğum isimlerin  tam aksine Tango’yu tamamıyla yaratıcılarıyla ve orkestralarıyla yaşamış bir dansçı. En önemlisi hayatı boyunca unutmayacağı El Cachafaz’ın, salon tangoyu yaratmış önemli isimlerden birinin partnerliğini yapmış bir kadın…. O döneme sığmayacak cesarette bir kadın…

Gerçek adı Carmen Micaela Riso de Cancellieri’dir ancak anneannesinin soyadını alarak sahnede kullandığı isim,  Carmencita Calderon olur.

Tango’nun emekleme, büyüme ve olgunlaşma dönemine birebir tanık olan, öncü ve model olmuş bir kadın dansçıdır. 10 Şubat 1905’de dünyaya gelir. Carmencita dans öğrenmeye 13 yaşında abisi Eduardo ile kendi evlerinde başlar. En büyük öğretmeni annesidir. Küçük yaşta anne ve babasının vefatı ile ailesine kol kanat geren Carmencita olur. Dans etmek kendisi için büyük keyif olsa da öncelikleri değişir. Tango dünyasında profesyonel olmak aklında olmaz.

1932 yılında dansı öğrenmeye başladıktan tam  14 yıl sonra kendi mahalleleri olan Villa Urquiza yakınlarındaki Club Sin Rumbo’da dans etmek isteyen iki kız kardeşine velilik etmek üzere onlara eşlik eder. Bazı dansçılar ders alsın ya da almasın mayalarına katıldıysa bu yetenek tanrının elleri ile o zaman bir şekilde çevresi bu ışığı görür. Kardeşlerini bu mekana götüren Carmencita’yı arkadaşları, oranın ünlü müdavimleri ile dans etmesi konusunda cesaretlendirir…

Bu kişilerden biri de, pek çok seçkin dansçıyı yetiştirmiş olan  ünlü Tango hocası Tarila’dan başkası değildir. Carmencita ile birkaç parça dans ettikten sonra ona şu teklifi sunar:

” Benimle benim okulumda ve El Cachafaz’la onun okulunda dans etmek istemez miydiniz?”

El Cachafaz adını duyunca Carmencita bir gün sonra kendini Café Corrientes ve Talcahuano’daki cafe’de bulur ki efsanevi El Cachafaz her akşamüstü sıklıkla buraya uğrar.  Maestro, onu burada yakın arkadaşlarından Carlos Gardel ile tanıştırır ve daha birçok efsane isim ile….Alippi, Muiño ve Tito Lusiardo

Carmencita, El Cachafaz’ın dansına hayrandır ve isteği onunla dans etmektir. Carmencite hayran olduğu dansçı ile bir bütünü tamamlar gibi tamamlanır. İlk kez sahneye San Fernando tiyatrosunda Pedro Maffia orkestrası ile çıkarlar ama özellikle Francisco Canaro orkestrası ile turnelere çıkarlar.

Carmencita 1942 yılında kaybeder değerli partnerini. El Cachafaz, bir milonga mekanında Carmencita ile konuşur ve bulunduğu odadan çıkar. Bir ara gürültüyle irkilir. Carmen soyunma odasında partnerini yerde cansız bir halde bulur. El Cachafaz 55 yaşında kalp krizinden hayata veda etmiştir. Carmencita birçok dansçı ile dans etmesine rağmen, hayatı boyunca, El Cachafaz’a sadık bir dans partneri olarak kalır.

Dans hayatına devam eder Carmencita. 1950-60 lı yıllarda değişik dans okullarında ve yemekli dans salonlarında dans ederek geçimini sürdürür. 1980 lerde El Abrojito isimli bir yemekli dans salonunda kariyerine devam eder. Carmen hiçbir zaman koreografi yapmamıştır ve bir koreografiye dans etmemiştir. Mükemmel bir vücut diline sahip olan bir tango dansçısıdır. Her zaman annesini gizli hocası olarak görür. Aklında onun sözleri…”Başını kaldır ve yere bakma.”….

Annesi 39 yaşında fakir bir şekilde vefat eder ve babası Carmencita’nın asla tango dans ettiğini bilmeden ölür. Annesinin rehberliği ile başladığı dans hayatını ölene kadar sürdürür. Sevdiği dansı yapmanın mutluluğu ile son çıktığı gösterisi 100. doğum günü dansıdır. La Baldosa milongasında kendisine Jorge Daniel DİSPARİ eşlik eder. Doğum gününden birkaç ay sonra hayata gözlerini yumar.

Sanırım hepimizin amacı, yaşadığımız, nefes aldığımız sürece, hayatımızın her anını kendimiz için anlamlı kılmak. Carmen Calderon’un bir Tango dansçısı olarak bu arzusunu yerine getirdiğini şahsen düşünüyorum.

Hayat, arzularımızı gerçekleştirmemiz için birçok fırsat sunuyor bence. İlk başta bizim ne istediğimiz çok önemli. Gerçekten istendiği zaman hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğine inanmıyorum. İstemek, inanmak ve bu uğurda çalışmak. Çok güzel bir örnekti yukarıda yazdığım hayat. Sanırım cenneti nefes alırken yaşamış, mutlu olduğu şeyi yaptığı için Carmen. Carmen diyorum çünkü o da benim Tango dostlarımdan biri…

Sevgi ve saygılarımla,

Yazan: Mihran ŞİGAHER

Yayına hazırlayan: Hande ARABACIOĞLU

Kaynak: www.todotango.com

Reklamlar

Eğitmen olmak….

Eğitmen mi? Öğretmen mi?

Eğitilmek mi? öğrenmek mi?

Sağolsun Wikipedia ya başvurdum o bile cevap veremedi. Türk Dil Kurumu yardımıma hemen yetişti. İki sıfatın hemen tanımlarını yazıyorum.

Eğitmen nedir?

  1. Eğitim işiyle uğraşan kimse.
  2. Kurs görerek köyde öğretmenlik yapan kimse, köy öğretmeni.
  3. Eğitme işiyle uğraşan kimse.
  4. Küçük çocukların eğitimi ve öğretimiyle uğraşanlara verilen ad.
  5. Nüfusu az olan köylerin öğretmen gereksinmesini karşılamak amacıyle açılan kısa süreli özel kurslarda yetiştirilen köy öğretmeni.

Öğretmen nedir?

  1. Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak
  2. Yetenek kazandırmak.
  3. Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak
    Örnek: Bir şeyi bir adama öğretmek için öğretenle öğrenen arasında mutlaka ruhi bir yakınlık lazımdır. B. Felek

Örnek güzel olunca onu da bıraktım…

Karar sizin.

Öğretmen demek bana yukarıdaki tanımlardan dolayı daha anlamlı gelse de dile yanlış oturmuş olduğunu düşündüğüm “Eğitmen” kelimesini kullanacağım.

Dans eğitimi vermek bir yana Tango eğitimi vermek hayatından bir parçayı, hüznünü, mutluluğunu yaşadığın tüm duyguları senden sonra gelene aktarmaktır. Her dansçı kendi ruhundan birşey katar bu dansa ve bir diğerine öğretir. Tango hayattır. Her insanın hayatı farklı algıladığı gibi her dansçı da Tango’yu farklı işler. Bu dansın renkli olmasının nedeni de budur. Hayattan anladığını anlatma sanatın. Bu değerli hediyeyi bir başkasına “öğretirsin” ki senin hayatta olmadığın anlarda seni de senden önce gelenleri de yaşatabilsin senden el alan dansçı.

Bir karma gibi düşünmek lazım bu aktarımı. Yeni öğrenen bir öncekine saygı duyarak, üzerine kendi emeğini koyar her adımın. Her adım bizim hayatımızdan eksilen anlar kadar değerlidir. Çünkü “an”ımız dansımız olur. bir öncekiler de anımız haline gelir.

Eğitmenler benim gözümde birkaç sınıfa ayrılıyor Türkiye’de.

Tango Eğitmeni

Başlangıç seviyesi tango yapan eğitmen

Orta seviye tango yapan eğitmen

İleri seviye tango yapan eğitmen

Orta seviye tango yapan Maestro.

İleri seviye tango yapan Maestro.

Komik ama geriye dansçı kalmadı.:)

Yukarıda Eğitmen ve Öğretmen sıfatlarının tanımlarını yazdım. Maestro’yu yazmamak olmazdı.

Maestro nedir?

  1. Keyifli, sevinçli.
  2. Besteci
  3. Orkestra şefi.

4. Bir olguya sanatsal anlam kazandıran. Sanat üreticisi ( Bu tamamiyle benim yorumum)

Buenos Aires’ de bir Maestro’ya neden Maestro/a dendiğini bir düşündüm içimden. Bence…

Maestro/a dediğim (Milonguero kültüründen gelen hoca) yukarıda da belirttiğim gibi dansa bedenini, aklını, hayatını, yıllarını, ölümleri, yaşamları kattığı için Maestro’dur. Öğrencisine Tango anlatırken, sadece teknik anlatımla kalmaz, bir çok hocanın anlatamayacağı satır aralarındaki anlamları öğrencisine aktarır. Anektotlarla, dansına işlediği anılarını anlatır. Birine sarılmayı öğretmez, anlatır. Çünkü her dansçısı farklı bir sarılışa sahip olacaktır. Maestro/a sarılır amma, savaştan gelmeyen oğluna sarıldığı gibi sarılır, yıllar boyunca süren cunta döneminin ardından hapisten çıktığında karısına sarıldığı gibi sarılır. Gözlerine hasret kaldığı aşık olduğu kadına sarıldığı gibi sarılır. Bir olgunluğun verdiği farkındalıkla.

İki dakikada Maestro/a olunmaz…

Yıllar geçtikçe dansı olgunluk kazanan eğitmen, bir ustanın çıraklarına, kalfalarına anlattığı gibi anlatır öğrencilerine dansı. Bir eğitmen her öğrencisine onun anlayacağı şekilde farklı anlatımlarla Tango’yu sevdirir. Her adımı neden attığını ne hissettiğini betimler. ki adım atamayacak duruma geldiğinde onun yerine dans edecekler aynı ruhu korusun. Çoğalarak artsın hem Tango yapan hem de hissederek adım atan dansçılar.

Türkiye’de Tango eğitimi veren birçok eğitimci (Tango ruhunu, tekniğini anlatan) ve birçok da kendini Maestro sanan eğitimci yarıları, kendini eğitimci sanan ileri sınıf dansçıları ve kendini ileri sınıf zanneden orta seviye dansçıları mevcut. Başlangıç sınıfında “Show” ‘ a çıkanları saymıyorum bile….

Eğitmen, öğretmen, maestro gibi sıfatlara sahip olmak için, sadece iyi dans etmek,  iyi tekniğe sahip olmak ve bu iyi tekniği anlatmak yetmez. Anlattığına ruh katmak ve öğrencisine kendini geliştirmesi için dansını devamlı sorgulamasını aşılamak çok önemli. Eğitmenin anlattığına ruh katabilmesi için bir başkasını yermek, kendi egosunu şişirmek, karşısındakini tüketmek yerine, öğrencisine anlatacağı hareketin doğasını, tekniğini, ruhunu kendisinin yaşaması gerekir. Yapabilmesi değil yaşayabilmesi ve yaşatabilmesi. Çünkü en az kendisi kadar iyi yapabilecek bir başka dasnçı her zaman olacak. Tango eğitmeni kendi içine dönüp, süper enrosque , gancho, boleo atmanın yanında doğru bir kişiliğe yönelmek için de çaba sarf etmeli. Eğitmen, öğrencilerinin kendisini her anlamda örnek alacağını bilmeli ve bu şekilde kendi zihnini ve bedenini derslerine hazırlamalı. Kendi kopyalarını üretmek yerine insanların kendilerini Tango ile tanımalarını ve gerçekleştirmelerini  sağlamalı. Teknik detaylarda boğulmak yerine geçmişten gelen Tango’yu yaşamış insanları, onların diyaloglarını anlatmalı. Bir yazardan ya da besteciden alıntı yapabilecek bilgiye sahip olmalı. Duyguyu teknikle harmanlayıp öğrencisine verirken, iyi bir Tango dansçısı, eğitimcisi olmayı öğretmek ve öğrencisini, hayattaki duruşunu, bakış açısını iyiye, güzele yöneltmek olmalı.

Küçük bir diyalog da sıkıştırayım yazımın altına

İki dansçı dans cortinada konuşurken…

_ Ne kadardır dans ediyorsunuz?

_ Ben hocayım. Adım Mustafa Gardel 

_ Yok onu sormadım. Ne kadardır dans ettiğinizi merak etmiştim.

_ Kadın tekniği dersime gel istersen orada anlatırım. 

_Ama siz erkeksiniz.

_Paranın gözü kör olsun. Her teknik mevcut bende. Sıkıntı yok

_Soruma gelebilir miyiz?

_ 200 yıldır. 

_ NEE? Tango 19.yy. ‘ın sonlarına doğru doğmamış mıydı?

_ Yok o yalan. Tango’yu ben ilk yaptım. Geçmiş hayatımda Buenos Aires’deymişim. 200 yıl oldu . 

Şaka bir yana. Gülümsediğinizi görebiliyorum. Bu abartılı örneğe yakın örnekler birçoğunuzun başına gelmiştir.

Tamamlanmamak, hırs, kıskançlık, kibir, aç gözlülük bunlara sahip olduğunuzu düşünüyorsanız sakın Tango’ya başlamayın. Bir psikiyatriste başvurursanız daha iyi olur.

Eğer ben Türkiye’nin en iyi Tango dansçısıyım, eğitmeniyim, maestro/a ‘sıyım diyorsanız. Aman eğitmenliğe başlamayın, ya da dans etmeyin. Yukarıda belirttiğim adrese başvurun yine.

Dans etmeye başlamak, eğitmen olmaya başlamak değil. Ve aslında şunu unutmamak lazım birçok eğitmenden daha kuvvetli teknik ve artistik bilgiye sahip Tango dansçıları mevcut. Bu dansçılar workshoplara giden ve en az eğitmenler kadar kendilerini geliştiren insanlar. Bu yüzden bazı eğitmenlerimiz yenilikleri ve gelişimi sanki kendileri takip ediyorlarmış ve diğer insanları “eğitmek” onlara düşüyormuş gibi davranıyor. Misyoner olmaya gerek yok sanıyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi öğrenciye çıktığı yolda rehber olmakla, öğrencinin önünde engel olmak farklı yaklaşımlar. Öğrenci aklında güzel fikirlerle, dansla ve daha ilerisine dönük yapabilecekleri konusunda hep olumlu bir eğilime sahip olmalı. Senden dansçı olmaz… Şuna bak… Sen kötü dans ediyorsun… Gibi gereksiz telkinlerde bulunmak kimseye düşmez.  İyi yolda ilerlemek isteyen her öğrenci destek ister. Bu yolda ilerlerken öğrenciye verilmesi gereken ödev ne kadar fazla figürü ardı ardına yapabildiği değil, figürleri yaparken bedeninin ve aklının ne kadar özgür olabileceğini görmesidir. Öğrencisine ” çalış, yapabilirsin” demek ve yanında olacağını gösteren, Eğitmen’dir. Yaptığı hareketi mükemmelleştirmesini, yapamadığı hareketleri yapabileceği konusunda telkinde bulunmalıdır.

Yazımı bitirirken, Türkiye’deki Tango’nun emekleme döneminde olduğunun ve ileriye dönük çok olgun ve kaliteli dansçıların, eğitmenlerin yetişeceğine eminim. Yazımda hedefim ne bir kişi ya da kurumdur. Fakat benim içinde bulunduğum bu camiaya, piyasa gözüyle bakılması rahatsız olduğum konu.

Sevgilerimle,

Transfigürasyon için gerekli çalışmalar…

Hayatın her dalında neye emek veriyorsak verdiğimiz emeğin cevabını alıyor ve mutlu oluyoruz. Emek yaptığımız şeye ne kadar zaman ayırdığımız, ne kadar içselleştirdiğimiz ve ne kadar nitelikli olarak üzerine durduğumuzla ilintili.Nitelik bu ayırdığımız zamanda çalıştığımız konuya hem aklımızın hem bedenimizin ne kadar yoğunlaştığı ile direkt bağlantılı.

Dansımızı kaliteli yapan şey ne kadar dans ettiğimizle ve ne kadar dansımızı çalıştığımızla alakalı bence. Dans çalışılır mı? Evet kesinlikle dans çalışılır. Peki nasıl çalışılmalı…

Tango dans etmek iki dinamiği peşinden getiriyor.

Birincisi çalışmak.

İkincisi dans etmek.

Çalışan kişi aslında dans etmeyen, dans etmek için kendi bedenini ve aklını hazırlayan kişidir bana göre.  Çalışma içinde bedenimizi dansa hazırlayan temel çalışmalardan da bahsedebiliriz (Pilates,Yoga,Streching vs.vs.). Fakat bu çalışmalara değinmeyeceğim anafikir den uzaklaşmamak için. 

Tango da çalışmak temelde üçe ayrılıyor.

1. Bireysel çalışma 

2.Partnerli çalışma (çiftli dans olduğu için)

3. Grup çalışması (bir kapalı grubun sahne hazırlığı için)

Bireysel çalışmada başlangıçta en önemli şey de algı ve algılarımızla aklımıza yerleşen bilgiyi bedenimize yansıtmamız.

1. Bireysel çalışmada…

Bu konuda başta belirttiğim beden ve akıl hafızası çok önemli rol oynuyor.

Beden ve akıl hafızasından önce değinmek istediğim bir temel çalışma aslında dansçının dans kalitesini hep aynı seviyede tutabilmesi için gerekli olan adım çalışması, pivot çalışması veya giro çalışması. Bu çalışma gruplarını zaten birçok kişi biliyor ve uyguluyor fakat özde daha farklı bir sistem işliyor ve benim değinmek istediğim konu bu aslında.

Adım çalışın, pivot yapın, giro çalışın deseydim bu herkesin bildiği konuyu tekrarlamak olurdu.

Peki ne bu beden ve akıl hafızası…

Tango’da temel iki kavram vardır aklımızda tutmamız gereken. Birincisi hep bahsettiğim akıl hafızası ve diğeri de peşi sıra gelen beden hafızasıdır. Dansçılar bu iki kavramı birbiri ile karıştırdıkları için dansları doyuma ulaşmaz ve hareketi dansa dönüştürme konusunda yetersiz kalırlar.

Bir figürü hiçbir dansçı çalışmadıkça geliştiremez bu kesin. Figürü yapan akıl değil bedendir.  Bir figür öğrenildiğinde bunu ilk algılayan aklımız olur. Akıl yapılacak harekete kendini odaklar her detayı üzerinde çalışır ve çözer. Akıl hareketin tüm detayını çözdüğünde hareketi beden hafızasına devreder. Bir figür çeşitlemesi devamlı tekrarlarla bedene işlenir. Beden hafızası zor öğrenir fakat hatırlama kapasitesi kuvvetlidir. Akıl hafızası bedene göre daha kısıtlı hatırlama kapasitesine sahiptir.

Bedene yerleşince hareket, beden hafızası hareketi kendi özelliklerine göre dansçıya uyumlar.Dansçı kendi bedenine esnekliğine göre figür çeşitlemesini daha renkli ya da daha yalın hale getirebilir. Beden hafızasına yerleşen figürler hem kolay yapılır hale gelir hem de unutulsa dahi ileride kolay hatırlanır olur.

Peki hangi seviyede ne yapmak gerekiyor…

Akıl hafızasına yerleştirdiğimiz figürleri çalışmalarda zaten tekrarlıyoruz. Bu figürler bedene aktarılıyor ve beden kendi hafızasındaki figürleri uyguluyor milongalarda. Yukarıda bahsettiğim temel hatalardan biride bu noktada doğuyor. Genellikle figür yapma sıkıntısı olan dansçı emin olmadığı bir çeşitlemeyi milongada yapmaya çalıştığında bedeni hareketin doğasını algılayamadığı için hareket akıcılığını kaybediyor.

Tango’da transfigür dans hele ki milongalarda aklı serbest bırakmakla gerçekleşiyor….

Transfigürasyon…

Önemli olan ne?     Figür mü? Daha fazlası  mı?

Siz hiç bir ilacı yan etkisi için alır mısınız?

İlaç kullanmanızın nedeni rahatsızlığınızı gidermede size yardımcı olmasıdır değil mi? 🙂

Bir ilaç düşünün sizi iyi eden, tedavi eden. Fakat belirli yan etkileri var. Bunları biliyorsunuz ve ona göre bu ilacı alıyorsunuz. Peki bununla Tango arasındaki bağlantı ne?

Tango’da ilacımız dans etmektir. Bu ilacın içerisinde figür, müzikalite, beden hafızası, akıl hafızası, daha önce belirttiğim empati yeteneği ve hatırladığınız herşey ve sonuç olarak duygular var… Eğer amacımız sadece figür yapmaksa ilacı yanlış şekilde kullanıyoruzdur. Temel etkisini gözardı edip, yan etkisi üzerine yoğunlaşmışızdır ki bu da çok yan-lış yolda olduğumuzun kanıtıdır.

Bir budist için nirvanaya ulaşmak ne ise bir dansçı için transfigürasyon aynı şeydir. Nasıl ki budistler meditasyon yaparak reenkarnasyonu yani doğum, ölüm ve tekrar doğum çemberini kırmak istiyorlarsa dansçılar da figürleri akışkanlaştırarak devamlı çalışarak bedenlerine aktardıklarında, akıllarını farklı bir algı düzeyine geçirirler. Dansçı  gerçekleşen figür ve tekrar figür çemberini kırar. Transfigüre eder dansını…

Tango yapan her erkek ve kadın figür yapar. Figürler dansçının konuşmasını sağlayan bir dildir. Peki biz dansı ne için yapıyoruz. Amacımız figürleri aralıksız yapmaksa güzel ama yolumuz kısa demektir. Genellikle bir çok dansçı figür düşünerek aklındaki algı yollarını kapatır ve bir süre sonra yolun sonuna gelir. Daha karmaşık, daha zor, daha daha daha …. Duyguların akılda teknikle yer değiştirmesine neden olur. Hiçbir teknik duygunun önüne geçmemelidir.

Tango yapısı gereği duygu alışverişi üzerine kurulu bir danstır. Teknik çalışma dansın iskeletini oluştursa da bu iskeletine üzerine giydirilen tüm dokular duyguyu, ruhu temsil eder. Transfigürasyon kavramı burada değer kazanır. İskelet yapıyı sağlam tutarken, doku o yapıya kişilik kazandırır. Bir yazı okurken onu vurgulayarak okumak gibidir Tango’yu duyguyla yorumlamak.

Çemberi kırmak dansa kişilik katar. Figürün ötesine geçen ona ancak kişiliğini katabilir.

Figürün ötesine geçmek, belirli ve disiplinli bir çalışma silsilesini yapmayı gerektirir. Bu çalışmalardan bir sonraki yazımda bahis edeceğim.

Acil not yazısı

Bugün çok değer verdiğim yıllardır dans eden bir kadın dansçı ile yazışırken bana kalabalık bir milonga da arkasında dans eden  iki farklı kadının boleoları sonucu ne kadar canının yandığından bahis etti. Ben de bu gün ki yazımı bu konuda yazmak istedim. Aslında konum farklıydı ama olsun….

 

İlk başta milongaları tanımlamak istiyorum. Kendime göre… Gerek dans ettiğim, gerekse Dj. olduğum milongaları…

Milongalar, bir milonguera/o’ ların ibadet yeri bana göre…. Dj. olan kişi de bu ibadeti sağlayan kişi olabilir (Peder, İmam, Haham, Şaman istediğinizi söyleyin). Dans etmeye gelen milonguera/o’lar zamanın akışının tersine bir pistin içinde çember şeklinde sıralanarak dans ederler. Bu dönüş zamanı durdurur ve esir eder bir gece boyunca. Bu çember içinde dans eden çiftler de kendi çevrelerinde dönerler. Yukarıdan bakıldığında bu şekil bir atlı karıncaya benzer. Her çift kendi ekseninde dönerken büyük bir pistte de bir çemberi döndürürler.

Milongalarda pistte bulunan çember birkaç halkadan oluşabilir. Fakat pistin en dış çemberi iyi dans eden dansçılara aittir. Görece daha yeni dansçılar daha iç çemberlerde dans ederler. Bunun sebeplerine değinmek gerekirse. En dış çember asla bozulmamalıdır. Milonguerolar bu çok önemli detaya saygıyla uyar çünkü yeni dansçılar bu çemberi ayakta tutamayabilirler. Çemberde birbirlerini geçmeye çalışır ya da çarpışırlar ise pistte yön ve ahenk kaybolur. İkinci bir sebebi dış çemberin masalara, oturanlara, seyredenlere çok yakın olmasıdır. dansı kuvvetli olmayan bir dansçı çift masaya ya da oturanlara çarpabilir.

Dans ettiğim gecelerde değil ama Dj. lik yaptığım gecelerde bunu çok daha iyi algılayabiliyorum. Başlangıçtan beri bahis ettiğim uyumu yakalama çabası, hem partnerlerin kendileriyle hem de çiftlerin pistteki diğer çiftlerle sağlamaları gereken şey bence.

İlk zamanlar ben de bildiğim az figürü uygulayarak gerek şaşırarak gerekse utanarak dans ediyordum. O dönemde önümde veya arkamda dans eden benden daha deneyimli dansçıların birçok sefer bana hafifçe gülümseyip yapmaya çalıştığım figürümü tamamlamamı beklediklerine şahit oldum. Bu bence hoşgörüdür. Olması gereken… Dönen bir rondaya giren ve sadece cross ya da temel adımları bilen bir dansçıya her zaman destek ve örnek olmalıyız.

Boleolardan nerelere geldim…..:)

Boleolar ve kısmi olarak gancholar milongaların hele ki kalabalık milongaların can düşmanlarıdır. Kadınlar ya da erkekler boleo veya gancho attıklarında aslında görmedikleri bir alana topuklu ayakkabılarıyla kabaca tekme atıyorlardır. Yukarıda anlattığım gibi bu ayin bir kadının veya erkeğin “Ahhhh” sesiyle kesilir. Medite olmuş güruh durur ve o yöne bakar bir an. Bakmayan dansçılar bile dans ettiği partnerine “Ne oldu, iyi mi?” gibi sorular sorar. Buna kelebek etkisi de diyebiliriz. Pistin bir yönü aksar ve çember bozulur ve bu bütün pisti etkiler. Bir an bile olsa dansçıların ahengi kaybolur. Buna en yakın örnek bir kütüphanede bağırmaya benzeyebilir sanırım….

Ünlü maestro Carlos Gavito’nun dediği gibi boleo agresyondur….

Ben ise şunu ekleyeyim: Dans meditasyondur, agresyon değil…

Hepinize güzel bir hafta sonu dilerim.

 

 

 

 

 

Kadın ve Erkeğin Tango’daki rolü

Kadın ve erkek yapıları gereği farklı roller üstlenmiştir Tango’da. Hepimizin bildiği gibi dansın temeli bir lider ve bir takipçi olmak üzere şekillenmiştir. Bunun en temel nedeni bir çiftli dans olmasıdır. Temelde  iki kişinin dans ediyor olmasındandır. Ayrıca Tango’nun bir sosyal dans oluşu, kalabalık grupların milongalarda rahat dans edebilmeleri için konmuş ronda kuralları gereğindendir bu.

İlk başta teknik açıdan değinelim…

Dans boyunca lider bir rolü, takipçi ise farklı bir rolü üstlenir gibi görünür. Lider, basitçe rondayı takip eden olsa da harekete yön verendir. Beden hafızasına yerleştirmiş olduğu figürleri pistin akışına ve yoğunluğuna göre kullanır. Başka bir açıdan lider sonucu öngörerek hareket eder. Yönleri belirler, bir ronda da dönerken ve aynı zamanda kendi yörüngesinde rahatça takipçinin süreci değerlendirmesini sağlar.

Tangonun temelinde aslında kurallı bir rol üstlenme yoktur. Tabi ki bir kişinin basitçe ne yapılacağına karar vermesi gerekir.  Ama hareketi belirleyen ve enerji ile bunu partnerine yansıtan lider artık takipçidir. Takipçi lider olur.

Bu konuya açıklık getireyim. Erkek figüre karar vererek aklındaki hareketi enerji olarak kadına yansıtır. Bu nokta da erkek lider olarak enerji verirken bu etki ye gelen tepkiyi yani kadının enerjiyi harekete dönüştürüşünü takip eder. Çünkü erkek konuşur ve peşisıra kadın konuşur. Dün bahis ettiğim diyalog ve empati varsa dans da oluşur.

Dansı sadece lider kontrol etmez. Takipçiler aynı zamanda farklı yönlerden gelen ve liderin algısı dışında gelişen durumlar için süreci durdurur ve lider olabilir. Lider dansı yönettiği için harekete yön veren olduğu için bu anlamda bir sorun yaşanmaz.

Burada şöyle bir detayı anlatmak isterim. Dansta çizilmiş kesin, kati kurallar yoktur. Dansın niteliği gereği, dış etmenler gereği lider takipçi, takipçi ise lider olabilir.

Peki duygusal açıdan ne oluyor….

Bu herkese göre değişir…. 🙂

Fakat temelde deneyimlerime göre şunu söyleyebilirim. Empati, diyalog, konuşmak ve dinlemek, gerektiği yerde ve gerektiği kadar karşımızdaki insanı daha iyi anlamamızı sağlar. Herhalde dünyada çok az dansta iki insan, birbirlerinin isimlerini bilmeden kalp atışlarını hissedecek kadar yakın dans edebilir. Bunun değerini bilmek çok önemli bir nokta.

Sarılmak, teslimiyet, önyargısız ve duygularını özgürce yaşamak sadece Tango’da değil her dansın temelinde mevcut. Sarılmak ve/veya teslim olmak illaki somut olmak zorunda da değil. Müziğe, onun rehberliğine teslim olmak, kadın ya da erkek, lider ya da takipçi olmaksızın her dansçının isteyeceği şeydir. Teslimiyet; Düşüncelerin olmadığı durumlarda,duyguların yaşanması bana göre.

Şahsi fikrim : Tango’da  kadınlar zerafeti simgelerken, erkekler dirayeti simgeler. Erkek her verdiği enerji ile dans ettiği kadının hareketleri yaratışını seyreder.  Düşündüğünü hayata geçiren kadındır. Kadın yaratmanın ne demek olduğunu bilir, yaratılışı gereği.

(Bu arada kadın birşeyleri yaratırken erkek hiçbirşey yapmıyormuş gibi düşünmek yanlış olur. Fakat erkek ne yapacağını bilir ve hesaplarken kadın bilmeyerek ve o an yaşayarak yapar…)

Kadın ve erkek eşit değildir… Birleştiklerinde eşit olurlar…

Sarılmak ve Uyum

Yaşıyoruz, yürüyoruz, koşuyoruz, nefes alıyoruz, anda iletişim kuruyoruz. Fakat bu eylemleri bile gerçekleştirirken bazı hatalarımız olmuyor değil. Düşünün ki bunu sadece kendimiz için düşünüyoruz…Kendimiz… Nerede aksıyoruz, nerede düşüyor ya da bunalıyoruz ya da bırakıp gidiyoruz. Sıra dansa gelince… Dansın bir etkisi var burada. Artık yalnız değiliz. Düşünmemiz gereken artık tek bir beden ve ruh değil. Dans ederken iki beden ve bir tek ruh oluyoruz ya da olmaya çalışıyoruz. Saf bilince ulaşmayı deneyimliyoruz. Hem ne kadar erkek konuşuyorsa bu dansta, aslında aynı zamanda da dinliyor. Çünkü Hareketin yönünü erkek çizse de sürece kadın hakim oluyor.Etki-tepki prensibine göre işliyor bu sistem. Bir konuşma gibi… Bu uyum dışarıya tek bir bedenin hareketi olarak yansıyor.

 

En önemlisi bu dans bize sarılmayı öğretiyor. Bize, yabancı olan bir bedene daha tanışmadığımız, adını bilmediğimiz insanlara güven duyarak sarılmayı telkin ediyor. Belki 6 yıl öncesine göre çok rahat sarılabiliyorum.Önyargılarımla değil, dansın bana aşıladığı ruhla. Bir başka bedenin ve ruhun benden üst ya da alt olmadığını bilerek.

Sarılmak ve müziğin rehberliğinde yürümek, bir başkasıyla ve her adımın ya da figürün ardından başka birinin gelmesi. Peki bu ne için? Bu dans , tamamiyle benim ve partnerim için. Kim ne derse desin dans eden o iki kişi için….

Tangonun temelinde sarılmak ve karşısındaki ile geçici bir bağ kurmak vardır. Güzel bir sarılış empati ile olur. Empati benim ve partnerimin aynı dili konuşmamızı sağlayacak bir tercümandır. Empati yoksa dans sadece bireysel olur. Diyalog yerine monologlar dansa hakim olur. Bir süre sonra paylaşma, tartışmaya dönüşür.Dans etmek yerine çift hareket etmeye başlar. Dans etmekle hareket etmek arasında çok fark vardır.  Empati yapabilen bir tango dansçısı kendi egosunu aslında bir kenara bırakmıştır, karşısındaki partneri ile bir uyum arıyordur. Empati uyumu, uyumsa diyalogu doğurur. Diyalog kurmak yani konuşmak hepimizin hayatında yaptığı birşey olsa da, bunu dile dökülmeden yapmak Tango’yu bu anlamda daha değerli kılıyor.

 

 

Başlangıç…

Bir birleşme ten ile ruhun. Hem bir kişinin hem iki. Hem kendileri hem de birbirleriyle.

Dans deyince birçok alan aklıma geliyor. Birçok dansı bir farklılaşma, varolma isteği ve en önemlisi kendini kanıtlama isteği var ediyor.

Burada dansın veya Tango’ nun tarihsel gelişimine girmeyeceğim arada değinerek geçebilirim sadece…

Tango’ ya 2006 yılının Şubat ayının beşinci gününde başladım. Bu dansla tanışmadan önce bir dansın bu kadar cezbedici, bu kadar huzur veren bir yönünün olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aradan geçen yıllarda beni her yönü ile teslim aldı.

Ne güzeldir ki bu hastalığın bir ilacı yoktu. Sevinerek söylüyorum müzmin olarak devam edecekti hayatımda. Zamanla bir nakış gibi işledim, emek harcadım, hayaller kurdum, düştüm, düşmeyi öğrendim ve kalktım. Bu zaman zarfında Tango en değerli dostum oldu. Beni hiç bırakmadı.

Hepimizin hayatında daim kalacak, dertlerimizi paylaşacağımız insanlar, arkadaşlar, dostlar ararız. İnsan sosyal bir birey olduğu içindir bu. Çevresiyle etkileşim içerisinde hayatını sürdürür.Yazılarımda bu dostu soyut iken somutlaştırdığımı çok göreceksiniz. Tango ilk anlamda bana bu doğru dostluğu gösterdi. Bu dosta bir şükran borcum olduğu için bu blogu yazmaya başladım. Ve bir de özür. Bu dans ile tanışmadan önce duyduğum ön yargı için.